ÖZEL EĞİTİM ALANINA AÇIK İHLAL ALAN DEĞİŞİKLİĞİ UYGULAMASI İHTİYAÇ MI?

ÖZEL EĞİTİM ALANINA AÇIK İHLAL ALAN DEĞİŞİKLİĞİ UYGULAMASI İHTİYAÇ MI?

Son günlerde Milli Eğitim Bakanlığı'nın Sınıf Öğretmenlerine alan değişikliği yoluyla geçiş hakkı vermesi, özel eğitim alanının tüm paydaşlarına özellikle de alanda çalışan, kendilerini bu yola adamış meslektaşlarımız, zihin engelli ve otizm bozukluğu gösteren öğrenciler ve aileleri için büyük bir talihsizliktir. Devletler ister normal gelişim gösteren ister özel gereksinimli olsun tüm öğrencilerimiz için uzun vadeli ve en uygun eğitim programlarının oluşturulması, bu programları yürütecek meslek elemanlarının en iyi şekilde yetiştirilmesine olanak sağlayacak çözüm yolları ve destekleyici formüller üretmekle yükümlüdür. Üzücü olan durum ise ‘ihtiyaç’ ve ‘özür grubu atamaları’ adı altında hem özel gereksinimli öğrencilerin eğitim durumlarını hem de ailelerin hassasiyetlerini göz ardı ederek yapılan uygulamadır. Özel eğitim ve bu eğitime gereksinim duyan çocuklarımızın ne hayatları ne de zamanları yapılmış bir hatayı düzeltmek amacıyla yapılan başka bir hatayı tolere edemeyecek kadar önemlidir. Özel gereksinimli çocukların eğitimleri isminden de anlaşılacağı gibi özel olarak yetiştirilmiş personelin, özel gereksinimli öğrencilere özel olarak sağlanmasını öngörmektedir. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de geniş bir yelpaze altında yer alan özel gereksinimli öğrencilerin özellikleri ve eğitimleri hem yetersizlik/engel türlerine göre hem de bireysel özelliklerine göre farklılık göstermektedir. Zihin engelliler öğretmenliği programlarında bu özellikler ve uygulanacak özel eğitim programları dört yıla dağıtılmış bir şekilde yoğun olarak verilmektedir. Dört yılın en can alıcı aralığı son iki dönemdir. Bu iki dönemde zihin engelliler öğretmen adayları bire bir değerlendirilmesi ve sonrasında yoğun uygulamaların yer aldığı öğretmenlik uygulaması derslerini tamamlamaktadırlar. Bizler özel eğitim çalışanları olarak hassas dengeler üzerine kurulu olan özel eğitim ve bu eğitime gereksinim duyan bireylerin ve ailelerinin tüm ihtiyaçlarını hesaba katarak eğitim almakta ve ardından, ‘öğretmen’ unvanını hak ederek alana çıkmaktayız. Üniversite sıralarında aklının ucundan özel gereksinimli öğrencilerle çalışacağı geçmeyen yanısıra gerek zihin engeli gerekse otizm bozukluğu olana çocukların eğitiminde neredeyse hiç ders almayan öğretmenlerin bir gecede zihin engelliler sınıf öğretmeni olarak alana yerleştirilmeleri hem etik hem bilimsel hem de vicdani açıdan son derece düşündürücüdür. Özel eğitim alanında hizmet vermeleri öngörülen sınıf öğretmenlerinin bu alana yönelik en ufak bir hazırlıklarının olmaması, uygulamalı davranış analizi ve/veya zihin engelli ve otizm bozukluğu olan bireylere yönelik uygulamaların yer aldığı öğretim programlarından bihaber olarak hizmet verebileceklerinin öngörülmesi, olası yeni meslektaşlarımızın hiç bilmedikleri bir alanda, özelliklerine dair en ufak bir fikre sahip olmadıkları öğrencilerle karşı karşıya bırakılacak olmasıdır. Pek çok öğretim üyesi hocalarımız ofis telefonlarının, sabah uyandıklarında kendilerini zihin engelliler öğretmeni olarak bulan bu sınıf öğretmenlerinin yardım çağrıları nedeniyle susmadığını bildirmektedir. Arayan öğretmen arkadaşlarımız yeni meslekleri ve yeni öğrencileri ile ilgili bilgileri onlardan ‘telefonla’ öğrenmeye çalışmaları da son derece üzücüdür. Diğer yandan, özel eğitim öğretmeni olarak birkaç yıldır alanda çalışan (MEB’de) zihin engelliler öğretmenlerinin feryadı andıran epostaları hocalarımızı hem üzmekte hem de bu durumu düzeltmek için çaba harcamaya sevk etmektedir. Hocalarımızdan birine bir öğrencisinden gelen eposta bu feryadı dile getirmektedir. “ Hocam, iller arası alan değişikliği yapılarak yapılan özür gurubu atamaları gibi il içi tayinler de özür durumuna bakılmaksızın herkese açıldı okullarımız ve bakanlık norm kadroyu sormadan kendi kafasına göre 7 kadro daha açtı. Benim okulumda toplamda alan değişikliğinden gelen 10 kişi olacak böylece… Çarşamba günü kimlerin geleceği belli olacak. nerde emekliliği gelmiş sınıf öğretmeni varsa, hepsi yatacak okul olarak bizim okullarımızı görüyorlar. Ben ilk atama olarak bu okula geldim 4 yıldır okulun her yerinde emeğim var. Okulun tek öğretmeniydim. Okulun zahmetini ben çektim ama ben norm fazlası oldum. Okulumuzda 8 sınıf var kadro 12 oldu. Biz kapıya konuyoruz. Bu nasıl bir mantık. Ne yapacağız hocam? ……. yaptık olacak diyorlar ve bir gecede hayatlarımızla oynuyorlar. Biz dava açıp kazanılmış hakkımızı alacağız da okuyan arkadaşlar şimdiden kaybetti. Ben çift anadal okudum hem sınıf hem zihin engelliler öğretmenliği. Hiç kimse iki bölümü benden iyi bilemez. Sınıf öğretmenliği alan bilgisiyle zihin engellilerin eğitimi yürütülemez. Çok emek verdik bunu okurken de çalışırken de. Şimdi tam faydalı olacağız derken, bu atmalarla çocuklara yazık olacak. Bu herkese haksızlık değil mi. Kime neye isyan etsem bilemiyorum. Emeğime yazık kim için ne için çalışmışım. Motivasyonum bitti. Çok karamsar ve endişeliyim.”. Zihin engelli ve otizm bozukluğu olan bireyler için hazırlanan eğitim programlarında öğretmenler en ufak ayrıntıları hesaba katarak, çocuklarımızın kendi kendilerine öğrenmedeki sınırlılıklarını göz önünde bulundurarak her adımı hesaplamaktadırlar. Ancak bu uygulama ile karşılaşılacak tabloda üzülerek belirtmeliyim ki gerçekten uzak hedefler koymaları kaçınılmaz olan ‘yeni’ sözde zihin engelliler öğretmenlerini bitmek tükenmek bilmeyen problem davranışlar, kopyala-yapıştır bireyselleştirilmiş eğitim programları nedeniyle hiçbir zaman ulaşılamayan hedefler dolayısıyla da ‘Neredeyim ben?’ sorusunu sormaya başlayacak olan tükenmiş ve öğretmenlik mesleğinden soğumuş öğretmenler yığını bizleri beklemektedir. Eğitimde deneme-yanılma mantığıyla düzenleme yapılamayacağının ilgili yöneticiler tarafından bilinmemesi ülkemizin sıklıkla karşılaştığı sahnelerden biridir. Ancak unutulmamalıdır ki söz konusu değişim özel bir grup için yapılıyorsa bunun yansımaları da son derece özel olacaktır. Zihin engelliler öğretmenlerini diğer öğretmenlerden ayıran temel fark yaptıkları işin gerçekten özveriyle yapılıyor olmasıdır. Şüphesiz tüm öğretmen arkadaşlarımızın yaptıkları iş kutsaldır ancak özel eğitim alanında çalışan öğretmenler ile öğrenci ve veliler arasındaki bağ öğretmen-öğrenci-veli ilişkisinin çok daha duygusal bir formatıdır. Dolayısıyla hem öğrencilerin hem de ailelerinin bu kadar anlam yüklediği bir meslek grubunu deneme-yanılma mantığıyla okullara yerleştirmek ailelerin hem mesleğe, hem meslek elemanı yetiştiren bizlere hem de değerli bürokratlarımıza karşı olan inancını derinden etkileyecektir. Üstelik bu uygulama hem zihin engelli öğrencilerin hem de ailelerin hali hazırdaki durumlarını daha da zorlaştırmaktan başka bir işe yol açmayacaktır. Bu yanlış uygulamanın diğer boyutu ise hem özel eğitim bölümlerine girmek için, hem de bu bölümlerden mezun olabilmek için emek veren tüm öğrencilerimizin, zihin engelliler öğretmenliği mezunu öğretmen adaylarımızın alın terlerinin görmezden gelinmesi hatta hiçe sayılmasıdır. Bu yanlış uygulamanın zihin engelliler öğretmenliği mezunu öğretmen adaylarımızın mesleğe ve etik değerlere inancını hızla azaltacağı da aşikardır. Peki ne yapmalı? Sorunun çözümü hem hizmet öncesi öğretmen yetiştirme politikalarımızın ülkenin ulusal ve evrensel değerlerinin benimsendiği programlara dönüştürmek, hem de hizmet içi diğer bir deyişle görevdeki öğretmenlerin mesleki gelişimlerinin çağın koşullarına ve ülkenin gereksinimi uygun yetiştirilmesine bağlıdır. Hizmet öncesinde tüm öğretmenlik bölümlerinin özellikle de okul öncesi ve ilköğretim sınıf öğretmenliği bölümlerinin özel eğitim bölümlerindeki tüm özel eğitim alan derslerini almaları zorunlu hale getirilerek hizmet içinde/görevde bugün ülkemizin gereksinimi olan özel eğitim öğretmeni ihtiyacının açığının çok daha kısa bir sürede karşılanmasına, üstelik branşlar arası geçişlerinin daha esnek, bilimsel ve akılcı uygulamalarla gerçekleştirilmesine yol açacaktır. Hizmet içinde/görevde ise, Milli Eğitim Bakanlığı'nın bugüne kadar ihtiyaca binaen popülist ve bilimsel dayanakları olmayan birkaç haftalık sertifikalı zihin engelliler sınıf öğretmeni yetiştirme uygulamasından tamamen vazgeçilmesidir. Bunun yerine iki yıllık (birinci yıl özel eğitim bölümlerindeki tüm özel eğitim alan derslerini almaları, ikinci yıl ise alanda bir yıllık öğretmenlik uygulamasını almaları yolu ile) tezsiz yüksek lisans programlarının açılması ve lisansüstü eğitim mezunlarının alana atanmasıdır. Nitekim ülkemiz üniversitelerindeki özel eğitim bölümleri bunu yapabilecek yeterliktedir. Özel eğitim alanı çalışanları olarak Bakanlığın bu uygulamasını derin üzüntü ve şaşkınlıkla izliyoruz. Kamuoyunun özellikle de bilim insanlarının, duyarlı politikacıların, demokratik kitle örgütlerinin, eğitim sendikalarının, özel gereksinimli çocuk anne babalarının, özel eğitimcilerin geleceğin özel eğitimcileri olacak olan özel eğitim bölümlerinde öğrenim gören tüm öğrencilerin alana ve mesleklerine dolayısıyla da haklarına sahip çıkmaya davet ediyoruz. Saygılarımızla… Alan değişikliğine karşı vermiş olduğumuz haklı tepkimize destek olan, akademisyen,öğretmen ve öğretmen adayı meslektaşlarımızın ortak hassasiyetlerini yansıtan bu yazı Değerli Hocalarımız,Sayın Doç.Dr.Sezgin Vuran,Sayın Yard.Doç.Dr.Osman Özokçu,Sayın Yard.Doç.Dr.Serpil Alptekin,Sayın Yard.Doç.Dr Yasemin Ergenekon ve sayfamızdaki tepki paylaşımlarının yorumlayıcı meslektaşlarımızın katkılarıyla kaleme alınmıştır.